Keriz miyiz, Kereviz miyiz?
29 Eylül 2015
Kuzey Kıbrıs’taki Sol Partilerin Sol Açığı (2)
29 Eylül 2015

Kuzey Kıbrıs’taki Sol Partilerin Sol Açığı (1)

gelir dagilimiGelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları Raporu’nun Yeniden Hazırlanması için Kolları Sıvaması Gereken Sol 1 Parti Olmalıdır!

Eurostat’ın AB üyelerine her beş yılda bir yapmalarını tavsiye ettiği Hanehalkı Bütçe Anketi, Kuzey Kıbrıs’ta en son 2008 yılında Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) İstatistik ve Araştırma Dairesi bünyesinde yapılmıştı. Hanehalkı Bütçe Anketi’nden elde edilen veriler doğrultusunda da “Hanehalkı Tüketim Harcaması Sonuçları” ve “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” başlıklı iki önemli rapor hazırlanmıştı (bahsi geçen raporlara Devlet Planlama Örgütü’nün web sitesinde yer alan HaneHalkı Bütçe Anketi Sonuçları başlıklı ilintiden ulaşılabilinir). 2008 yılından bugüne kadar aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen; İstatistik ve Araştırma Dairesi, şu ana kadar Hanehalkı Bütçe Anketi’nin yeniden yapılmasına dönük herhangi bir çalışma başlatmamıştır.

Yeni oluşan CTP-DP Koalisyon Hükümeti’nin; gerek maddi, gerekse bürokrasi içi sorunları bertaraf edip, uluslararası standartlara uygun veri tabanı üretebilen bağımsız bir İstatistik Kurumu’nu işlevsel hala getirmesi birçok açıdan elzemdir. Özellikle sol gelenekten gelen CTP’nin; büyük ortağı olduğu bir koalisyon hükümetinde sağlıklı bir sosyal politika vizyonu geliştirip uygulaması için, 2008 yılında ilk ve son kez yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” gibi raporların bir an önce yeniden hazırlanması yönünde irade ortaya koyması gerekir.

Neden mi gerekir? Çünkü 2004-2007 yılları arasında yüzde 10’un üzerinde gerçekleşen ekonomik büyümenin sonucunda Kuzey Kıbrıs toplumunda var olan gelir adaletsizliği azalmış mıdır yoksa çoğalmış mıdır sorusunu soracak olursak; bu soruya somut bir veriyle cevap vermek pek mümkün değildir. Çünkü toplumlardaki gelir adaletsizliğini ölçmek için en yaygın kullanılan “Gini katsayısı” ölçeği, ilk ve son kez 2008 yılında Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) İstatistik ve Araştırma Dairesi bünyesinde yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporunda kullanılmıştı.

Toplumdaki fertlerin birbirlerine göreceli olarak gelir dağılımı farkını ölçen gini katsayısı, sıfır ile 1 rakamı arasında olan değerlere sahiptir. Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, 1’e yaklaştıkça gelir dağılımında adaletsizliği ifade eder. Örneğin, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) üye olan ülkelerin içinde en fazla gelir dağılımı adaletsizliği bulunan Şili’nin gini katsayısı (net gelirler üzerinden) 0.49’dur. Yine aynı örgüte üye olup da gelir dağılımının en adaletli olduğu ülkelerden biri olan Danimarka’nın gini katsayısı ise 0.24’dür.

2008 yılında yapılan Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarından yapılan hesaplamalara göre, Kuzey Kıbrıs’ın gini katsayısı 0.33 çıkmıştır. Rapor ilk kez kamuoyuna sunulduğunda; DPÖ Müsteşarı Ali Korhan ile İstatistik ve Araştırma Dairesi Başkanı Güner Mükellef, 0.33 rakamının ülkedeki gelir dağılımının iyi olduğuna işaret ettiğini belirtmişlerdi (16 Eylül, 2010, Kıbrıs Postası). İyi kavramı göreceli bir kavram olduğu için bu noktaya değinmekte fayda var.

Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin 0.40 değerinde olan gini katsayısına kıyasla daha iyi bir durumdadır. Ancak Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne üye olan ülkelerin içinde, Şili ve Meksika’nın hemen ardından, en yüksek gini katsayısına (yani en fazla gelir dağılımı adaletsizliğine) sahip olan bir ülkedir. Diğer taraftan Kuzey Kıbrıs’ın 0.33 gini katsayısı, Güney Kıbrıs’ın 0.29 değerinde olan gini katsayısına kıyasla daha kötü bir durumdadır. Avrupa Birliği’ne üye olan 28 ülkenin gini katsayılarının toplam ortalaması 0.30’dur Bu da demek oluyor ki; Kuzey Kıbrıs’taki gelir dağılımı adaletsizliği, AB ortalamasına kıyasla daha kötü bir durumdadır (bu verilere Eurostat’ın web sitesinden ulaşılabilir: http://appsso.eurostat.ec.europa.eu/nui/show.do?dataset=ilc_di12).

2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporunda (sayfa 2) göze çarpan bir diğer bulgu ise Kuzey Kıbrıs nüfusunun yüzde 14.8’inin (37 bin 318 kişi) “göreli yoksulluk” sınırının altında olduğuydu. 2008 yılı itibariyle, 37 bin 318 kişi, yıllık ortalama olarak 9 bin 632 TL gelire sahipti. Bu rakama, yıllık enflasyonun da eklenmesiyle göreli yoksulluk sınırına tekabül eden yıllık gelir 10 bin 164 TL olarak hesaplanmıştı. Dikkat etmek gerekir ki; raporda ifade edilen “göreli yoksulluk sınırı”, toplumun genel düzeyine göre, belli bir sınırın altında (medyan gelirin% 50’si) gelire sahip olan hanehalkının göreli anlamda yoksul olma halidir. Dolayısıyla “göreli yoksulluk” kavramını, “açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırı” kavramlarıyla karıştırmamakta fayda vardır.

“Açlık sınırı” bir kişinin veya hanehalkının yaşamını devam ettirebilmesi için satın alması gereken temel gıda maddelerinden oluşan sepetin maliyetidir. “Yoksulluk sınırı” ise, bir kişinin iyi beslenme yanında ihtiyaç duyduğu giyim, barınma, ulaştırma, haberleşme gibi minimum gereksinimlerini karşılayabilmesi için gerekli olan tüm mal ve hizmetleri satın alırken oluşan sepetin maliyetidir (TUİK, 2008: 32-35). Örneğin; KTAMS geçen sene yaptığı çalışmada, Nisan 2009 tarihindeki açlık sınırını 982 TL, yoksulluk sınırı ise 4460 TL olarak hesaplamıştı. Nisan 2012 yılı itibariyle de, açlık sınırının 1198 TL, yoksulluk sınırının ise 5439 TL’ye yükseldiğini iddia etmişti.

“Açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırını” belirleyip hesaplamak daha somut analizlerin yapılabilmesi açısından elzem olsa da 2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporunda sadece “göreli yoksulluk” hesaplanmış, “açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırı” hesaplanmamıştır. Hele hele 2008’den bu yana yaşanan hayat pahalılığına göre artmayan maaşları göz önünde bulundurduğumuzda, bugün itibariyle Kuzey Kıbrıs nüfusunun çok daha büyük bir bölümünün “yoksulluk sınırı”nın altında olduğu çıkarsamasında bulunmak çok da zor değil. Ancak, yeni anket yapılamadığı için net rakamları bilmek de mümkün değildir.

2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporunda emeği geçen herkese peşinen teşekkür etmek gerekir. Bunca yıldır gini katsayısını bilmeyen Kuzey Kıbrıs Sol’unu, bu ayıptan kurtarmıştır. Bununla birlikte bu kez yapılacak olan veya yapılması gereken “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” raporunun, 2008 yılında yapılan rapora kıyasla daha kapsamlı ve uluslararası standartlar seviyesinde olması için çaba gösterilmelidir.

Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu, 2006 yılından itibaren gelir dağılımı, yaşam koşulları ve sosyal dışlanma konularını detaylı şekilde inceleyip irdeleyen “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” çalışmasını başlatmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun en son yaptığı “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” 2011 yılında yayımlanmıştır. 2010 yılında imzalanan Protokol’de işbirliği yapılması öngörülen Türkiye İstatistik Kurumu’ndan bu noktada destek alınıp, uluslararası standartlar seviyesinde benzer bir rapor hazırlanabilir.

Her halükârda, yeni yapılması gereken “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” raporunun, şu hususları da içermesi gerekir:

  • Yeni yapılması gereken Hanehalkı Bütçe Anketi’nde, Kuzey Kıbrıs toplumunda var olan gelir dağılımının yaş ve cinsiyet gruplarına göre de analiz edilmesi gerekmektedir. Bu husus Laeken Göstergelerinde belirtilse de, 2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” raporunda bu veriler tedarik edilmemiştir (Avrupa Konseyi’nin 2001 yılında karar alıp belirlediği Laeken Göstergeleri; AB ülkelerinin, yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık üzerine tedarik etmesi gereken istatistiki verilerin standartlarını ortaya koymuştur.)

Örneğin; genel dünya ortalamasında, erkekler, kadınlardan en az iki kat daha fazla gelir elde etmektedir. Kuzey Kıbrıs özelinde erkek ve kadın arasındaki gelir farkının ne boyutlarda olduğunu ortaya çıkarmak önemlidir. Ayrıca; Kuzey Kıbrıs özelinde, gelir dağılımının doğum yeri (Kıbrıs, Türkiye veya üçüncü dünya ülkesi) faktörüne göre ne denli değişkenlik gösterdiğinin de analiz edilmesi faydalı olacaktır.

  • 2008 yılında yapılan Hanehalkı Bütçe Anketi’nde sadece net gelir üzerinden bilgi toplanmış ve gini katsayısı net gelire göre hesaplanmıştır. Buna ilâveten; brüt gelir verisi üzerinden olan gini katsayısını da hesaplayıp, ortaya çıkan sonucu net gelir üzerinden hesaplanan gini katsayısıyla kıyaslamak gerekmektedir. İkisini kıyaslamak önemlidir çünkü bir toplumda vergi vermeden önceki (yani brüt gelir üzerinden hesaplanan) gelir eşitsizliği dağılımı ile vergiler düşüldükten sonraki gelir eşitsizlik dağılımı arasındaki farkın boyutu, o toplumdaki vergi sisteminin ne kadar sosyal adalet dönüşümünü sağladığı noktasında bir ipucu verir.

Örnegin, sosyal devletin en güçlü olduğu İskandinavya ülkelerinden Norveç’te brüt gelirler üzerinden hesaplanan gini katsayısı 0. 41 iken, net gelir üzerinden hesaplanan gini katsayısı 0.25’tir. 0.41’den 0.25’e uzanan 0.16’lık bir düşüş, Norveç’teki vergi sistemin ne kadar ilerici ve sosyal adalet dönüşümünde başarılı olduğunu gösterir. Dolayısıyla, net gelir üzerinden hesaplandığında 0.33 gini katsayısı olan Kuzey Kıbrıs’ın, brüt gelirler üzerinden gini katsayısını bulmak ve aradaki farkı ortaya çıkarmak, vergi sistemimizin ne kadar sosyal dönüşümü sağlayıp sağlamadığı noktasında bize belirgin bir fikir verecektir.

  • 2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporunda sadece “göreli yoksulluk” hesaplanmıştır. İlerde hazırlanması gereken raporda; “açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırı” kavramlarını da analize dahil edip, bu yönde istatistiki verilerin tedarik edilmesi gereklidir.

Yine vurgulamak gerekirse, Sol partiler, federal çözüm, azınlık hakları, cinsiyet eşitliği, LGBT hakları gibi alanlarda mücadele ederken gelir dağılımı adaleti ve sosyal dışlanmışlık gibi alanlarda da aynı duyarlılıkla mücadele etmekle yükümlüdürler.

İşte, tam da bu nedenle, eğer gelir dağılımı adaletsizliğini giderici gerekli önlemler alınacaksa, Kuzey Kıbrıs’ta gelir dağılımı adaletsizliğinin şu an itibariyle ne durumda olduğunu ortaya çıkarması gereken Sol 1 Parti olmalıdır! Ve eğer, sosyal devlet prensibi doğrultusunda yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele edilecekse, Kuzey Kıbrıs’ta yoksulluk sınırının ne olduğunu ve bu sınırın altında yaşayan kesimlerin ne durumda olduklarını ortaya çıkarması gereken Sol 1 Parti olmalıdır!