Kuzey Kıbrıs’taki Sol Partilerin Sol Açığı (1)
29 Eylül 2015
Küresel Şiddet Sarmalı İçimizde!
3 Nisan 2016

Kuzey Kıbrıs’taki Sol Partilerin Sol Açığı (2)

gelir dagilimiSosyo-Ekonomik Yeniden Bölüşüm Körel(til)mesi ve CTP

Fukuyama’dan Gak TV’deki Harun’a kadar uzanan renkli yelpaze içinde bulunan kanaat önderleri, yaşadığımız dünyada artık sol ve sağ ayrımının kalmadığını iddia etseler de sol partileri sağ partilerden farklılaşıtran temel unsurlar bulunmaktadır. Sol geleneğin ortaya çıkış ve tarihsel serüvenine bakacak olursak sol partilerin (sağ partilerin aksine) her daim toplumlarda var olan gelir dağılımı adaletsizliğini ve yoksulluk biçimlerini sosyal devlet (veya yeniden bölüşüm) prensibi doğrultusunda en asgari düzeye indirme gibi bir gaiLe ve gayeleri olduğunu görüyoruz. Sol bir parti için salt bir ekonomik büyümenin gerçekleşmesi yeterli değildir. Esas önemli olan, ekonomik büyümenin yarattığı refah artışının toplumsal düzeyde adil bir biçimde yeniden dönüşüme uğramasını da sağlamaktır. Dolayısıyla, sol için ekonomik büyüme kavramı ile gelir dağılımı adaleti gibi kavramlar birbirinden ayrı düşünülemez.

Kuzey Kıbrıs’ın öznelindeki sol kesimlere bakacak olursak, son 10 yılda azınlık hakları, çok kültürlülük, cinsiyet eşitliği, LGBT hakları, göçmen hakları, ekoloji gibi yine solun “eşitlik ve özgürlük” ilkeleri temelinde vuku bulan konularda da (Mouffe ve Laclau: Radikal Demokrasi) önemli bir zihin genişlemesi yaşandığını gözlemlemek mümkündür. Ancak bir yandan bu tür olumlu gelişmeler yaşanırken, diğer yandan da sol değerler yapısının mihenk taşlarından olan sosyo-ekonomik yeniden bölüşüm ve gelir dağılımı adaleti gibi konularda ciddi boyutlarda duyarlılık körelmesi (hatta erozyonu) gibi çelişkili bir durum yaşanmaktadır. Bu yazı, üyesi olduğum CTP’yi bu açıdan mercek altına almakla sınırlı kalacak olsa da; sosyo-ekonomik yeniden bölüşüm duyarsızlaş(tırıl)masının Kuzey Kıbrıs’ta siyaset yapan sol partilerin hemen hemen hepsine sirayet ettiğini peşinen vurgulamakta yarar vardır.

Öncelikle CTP’nin son birkaç yıl içinde sol değerlerden uzaklaştığından yakınanlara, Kuzey Kıbrıs’ta ekonominin yüzde 10’nun üzerinde büyüdüğü 2004-2007 yılları arasında, dönemin CTP hükümeti yetkililerinin “gayri milli hasılayı üç kat büyüterek, 5 binden 15 bin dolara çıkarttık” olgusunu en baskın söylem haline getirdiklerini hatırlatarak işe başlayalım. Hiç kuşkusuz o dönemde yaşanan ekonomik büyüme, Annan Planı’na evet deyip çözüm vizyonunu kovalamakla da oldukça ilintiliydi. Ancak CTP hükümetinin kamusal alanda en fazla tekrarladığı hedeflerden biri “Kuzey Kıbrıs’taki kişi başına düşen gayrisafi milli hasılayı Malta’da olduğu gibi 23 bin dolara çıkartmak” olurken “Kuzey Kıbrıs’taki gelir dağılımı eşitsizliğini Danimarka gibi ülkelerde olduğu gibi mümkün mertebe adaletli kılmak” gibi bir hedef, ağızlara hemen hemen hiç alınmamıştı.

 

Kendi parti tüzüğünde “sosyalist ilkelere ve değerlere bağlı dönüşüm ve gelişmeyi sağlamak ve başarmak için siyasal mücadele” yaptığını öne süren CTP’nin, bahsi geçen dönemlerde AKP’yi aratmayacak derecede içi boş bir “gayrisafi milli hasıla” şiarına sarılması ve sağ partilerden temel farkını “biz Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamak için hareket ettik ve bu vizyon sayesinde de daha önce görülmemiş bir ekonomik büyüme gerçekleştirdik” söylemi üzerinden kurgulaması, sol duyarlılıklar açısından hiç de yeterli olmamıştır.

Sol partiler açısından ekonomik büyüme ile gelir dağılımı adaleti kavramlarının birbirinden neden ayrı düşünülmemesi gerektiğini, Kuzey Kıbrıs özelindeki durumu detaylandırarak açıklamakta fayda var. Gini katsayısına ilaveten, bir toplumdaki gelir dağılımı adaletsizliğini analiz etmeye yarayacak temel göstergelerden bir diğeri de, geliri en yüksek olan yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) kesimin; geliri en düşük olan yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) kesimden kaç kat fazla olduğunu hesaplamaktan geçer.

Örneğin, 2008 yılında yapılan “Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları” raporuna göre, Kuzey Kıbrıs toplumunun hanelerin yıllık gelirleri, küçükten büyüğe sıralandığında en fazla gelir elde eden yüzde 10’luk kesim, toplam gelirin yüzde 24.3’üne sahip olurken en alltaki yüzde 10’luk kesim de toplam gelirin sadece yüzde 2.7’sini almaktaydı. Yine hanelerin yıllık gelirleri küçükten büyüğe sıralandığında, en yüksek gelire sahip olan yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay % 40,2 iken, en düşük gelire sahip olan yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay % 6,9’du. Yani, 2008 yılı itibariyle en üstte yer alan yüzde 10’luk grubun toplam gelirden aldığı pay, en düşük gelir elde eden yüzde 10’luk gruptan 9 kat daha fazlayken; en üstte yer alan yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, en düşük gelir elde eden yüzde 20’lik gruptan 5.8 kat daha fazlaydı.

Elbette, kişi başına düşen gayrisafi milli hasılanın artması herkes tarafından arzu edilen bir durumdur. Ancak, eğer kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla iki katına çıkarken, en üst gelirliler ile en alt gelirliler arasındaki uçurum büyürse veya küçülmezse, bu ekonomik büyümeden en büyük kazancı zengin kesimler sağlamış demektir. Bu durum da, alt ve orta kesimlerin refah seviyesini artırmayı öncelikli hedef olarak benimseyen sol değerler yapısıyla çelişki oluşturmaktadır.

 

Sosyo-ekonomik yeniden bölüşüme yeterli derecede atıfta bulunmaksızın içi boş bir “gayrisafi milli hasıla artırma” söyleminin izlerini günümüzde de CTP’nin iç bünyesinde devam ettiğini gözlemlemek mümkündür. Örneğin; CTP’nin 28 Temmuz erken genel seçimleri arifesinde kamuoyuyla paylaştığı 212 sayfalık “Toplumsal Vizyonumuz & Sosyal ve Ekonomik Programımız”ın son bölümünde, ileriye dönük uygulanacak olan politikaların “amaç, hedef ve stratejiler” çerçevesinde üçe ayrılmış ve zaman cetvelleri ile birlikte detaylandırılmıştır.

41 tane farklı amaç belirleyen bu bölümde, “Ekonomik Büyüme” birinci konu olarak sıralanmış, amaç olarak da “Her yıl nitelikli ve istikrarlı ekonomik büyümeyi öngörüp 10 yılın sonunda AB ülkelerindeki ortalama büyüme oranının aşılması” hedefi konmuştur. Ekonomik büyümenin hemen ardından gelen ikinci amaç ise “Kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin sürdürülmesi” olmuştur (Sayfa 133). Halbuki sol değerlere sahip olduğunu iddia eden bir siyasi partinin “Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programı”nda, birinci amaç “ekonomi büyümeyi gerçekleştirmek” olarak sıralanmış ise, ikinci amaç da “gelir dağılımı adaletsizliğini daha alt seviyeye çekmek” olarak belirtilmesi gerekmektedir.

Gel gelelim, CTP’nin 41 tane farklı amaç belirleyen “Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programı”nın içinde, gelir dağılımı adaletsizliğinin giderilmesi başlıklı herhangi bir hedef dahi yer almamaktadır. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nin sağlanması” hedefi doğrultusunda dört sayfa uzunluğunda oldukça kapsamlı ve gerekli stratejiler belirleyen CTP’nin Genel Programı’nda (Toplumsal Vizyonumuz & Sosyal ve Ekonomik Programımız, 2013: 186-189), gelir dağılımı adaletsizliğinin giderilmesi başlıklı herhangi bir hedefin (ve bu hedef doğrultusunda uygulayacağı kapsamlı stratejiler silsilesinin) bulunmaması, yazının başında vurguladığımız gibi; Kuzey Kıbrıs’taki solun bir yandan önemli bir zihin genişlemesi yaşarken, diğer yandan da sosyo-ekonomik yeniden bölüşüm hususundaki körelme haline iyi bir örnek oluşturmaktadır.

CTP’nin 212 sayfalık Genel Program’ın içinde ekonomi büyüme hedefi ile sosyal adaleti sağlama hedefinin paralel gelişmesi gerektiğine dair hiç atıfta bulunulmadı dersek, doğru söylemiş olmayız. Örneğin, Genel Program’ın “Toplumsal Vizyonumuz” başlıklı birinci bölümünde şu ifadelere yer verilmiştir:

Toplumsal vizyonumuz refahı artırma temel amacı doğrultusunda ülkemizde her yıl nitelikli ve istikrarlı ekonomik büyümeyi öngörüp 10 yılın sonunda AB ülkelerindeki ortalama büyüme oranını aşmak gibi iddialı bir hedefe sahiptir. Bunu yaparken kaliteli yaşam endeksi faktörlerini gözeterek sosyal adaleti sağlama ve demokratik hukuk devleti ilkelerini de aynı paralelde geliştirme hedefine sahiptir (Toplumsal Vizyonumuz & Sosyal ve Ekonomik Programımız, 2013: 20).

 

CTP’nin Genel Program’ında yer alan bu ifadeler, sosyo-ekonomik yeniden bölüşüme atıfta bulunmaksızın içi boş bir “gayrisafi milli hasıla artırma” söyleminin tavan yaptığı 2004-2007 yıllarına göre bir nebze de olsa ilerleme sayılabilir. Ancak ekonomik büyüme ile sosyal adalet ilkesinin paralel olarak geliştirme şiarının soyut bir ilke olarak havada asılı kalmaması için altının üç somut hedefle doldurulması elzemdir:

  • Gini katsayısıyla ölçülen gelir dağılımı eşitsizliğini daha alt seviyeye indirip AB ülkelerinin gini katsayısı ortalamasını yakalamak.
  • En yüksek gelir elde eden yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) toplumsal kesim ile en düşük gelir elde eden yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) kesimin arasındaki uçurumu daraltmak.
  • Yoksulluk sınırı altında yaşayan kesimlerin oranını minimuma endirgemek (hatta ortadan kaldırmak).

Solda olduğunu iddia eden her partinin yukarıda bahsi geçen üç hususta da somut hedefler ortaya koyarken, bu hedeflere ulaşmak için uygulanması gereken kamu politikalarını net biçimde ortaya koymalıdır. Bu hususlarda sağlıklı ve ölçülebilir politikalar üretebilmek için de birinci yazımda bahsettiğim gibi Gelir Dağılımı ve Yoksulluk Sonuçları Raporu’nun yeniden hazırlanması için kolları sıvaması gereken Sol 1 parti olmalıdır!

Yazıyı bitirirken, Havadis Gazetesi’nde yayımlanan raporla gündemi meşgul eden CTP içi kavgalara dair kısa ve net bir değerlendirmede bulunmakta fayda vardır. CTP içinde ne kadar kavga ettiği iddia edilen taraf varsa, hepsine teker teker “gelir dağılımı eşitsizliğini nasıl aşağıya çekmeyi planladıklarını”, “en yüksek gelir elde eden yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) toplumsal kesim ile en düşük gelir elde eden yüzde 10’luk (veya yüzde 20’lik) kesimin arasındaki uçurumu nasıl azaltmayı düşündüklerini” veya “yoksulluk sınırı altında yaşayan kesimlerin oranını nasıl azalılması gerektiği” suallerini sorun. Bu sorulara verilecek olan yanıtlar, aynı zamanda CTP içindeki sorunların hangi içerikte ve boyutta olduğunun en doğru yanıtı olacaktır. Aynı sualleri Mehmet Çakıcı, İzzet İzcan, Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı’ya sorarsanız da, verecekleri cevaplar Kuzey Kıbrıs’taki solun siyasi liderlik bakımından ne durumda olduğunu bize en kestirme yoldan anlatacaktır.