15 Temmuz Cunta Güncesi: İçi Dışı Bir Düşman Türkiye
31 Temmuz 2016
Aldatıcı Masumiyetten Bütünleyici Güce
8 Ocak 2017

Mont Pelerin’in Düşündürdükleri: Dönüşüm Olmadan Çözüm Olma Olasılığı Yok

“Oh. let the sun beat down upon my face
Stars to fill my dreams
I am a traveler of both time and space
To be where I have been
To sit with elders of the gentle race
This world is seldom seen
They talk of days for which they sit and wait
All will be revealed”

Kahsmir- Led Zeppelin

 

Sanat/edebiyat ve psikanaliz, insanların kendi kendilerini özgürleştirme olasılıklarını yaratabilmeleri için yarattıkları iki önemli serüven alanıdır. Rollo May varoluşçu psikanalizin temelini oluşturan “özgürlük”, “sorumluluk”, “kader”, “olasılık” ve “geçmişle tamamlanma” gibi kavramları akıcı ve anlaşılır bir dille ele aldığı “Özgürlük ve Kader” başlıklı kitabında Phil adındaki bir insanla yaşadığı psikanaliz sürecini anlatır.

Phil hayatında iyi bir kariyere sahip ve başarılı eserlere imza atmış bir mimardır. İki kez evlenip ayrıldıktan ve üç çocuk yetiştirdikten sonra 50 yaşının ortalarında Nicol adında bir kadınla ilişki yaşar. Nicol’un bir önceki eşinden iki çocuğa sahip olmakla birlikte Phil ile evlenmek ister ancak Phil buna hazır değildir. Nicol ile yaşadığı bir senelik ilişki Phil’i kıskançlık ve ızdırap nöbetleriyle kıvrandırmıştır. Rollo May’e başvurmasının sebebi Nicol ile yaşadığı ilişkide olağanüstü derecede acı çekmesine rağmen bu ilişkiyi sona erdirememesidir.

Phil, Nicol’u sevgi dolu bulduğunu ve daha önce hiç olmadığı kadar heyecanlı bir seks yaşamı sürdüdüklerini dile getirir. Lakin Phil, Nicol’un evlenme teklifine hayır dedikten sonra Nicol’un başka erkeklerle birlikte olması nedeniyle çok rahatsızdır. Nicol, Phil’e tek eşliliğe ancak evlenirlerse uyacağını bildirmiştir. Bu durum Phil’e ızdırap verse de Nicol ile ilişkisini devam ettirir. Phil evlenmek istemiyor ama kendine onlarca kez yalan söyleyip başkalarıyla birlikte olan Nicol ile de ilişkisini sonlandıramıyor.

Örneğin, Nicol ona haftasonu için çocuklarıyla tatile gideceğini söylüyor. Cumartesi günü Phil Nicol’u yüz kere arasa da Nicol telefonlara bakmıyor. Geceyarısı tekrar aradığında Nicol’un telefonunu başka bir erkek açıyor. Bu durumlarda Phil’in benliğini öfke ve kıskançlık yakıp kavuruyor. Günlerce yemek yiyemiyor ve uyuyamıyor. Psikanalize başvurmasının sebebi de bu. Bir keresinde Phil içkili bir gece sonunda hotel odasında Nicol ile olan sevişme sahnesini terapistine yani Rollo May’e anlatıyor. Phil alkolden dolayı Nicol ile sevişemeden iki saatlığına yatakta sızıp kalmış. Kendine geldiğinde, Nicol’u halı hazırda Phil’in üzerinde onunla seks yaparken bulmuş. Phil’in kendine geldiğini gören Nicol ilk önce onu “2 saattir uyuyorsun diye dışarda hiç tanımadığım bir adam bulup bir saat boyunca onunla seviştim” diyerek azarlamış, sonra da Phil ile sevişmeye devam etmiş.

Phil başarılı, meşhur ve yaratıcı bir mimar. Fakat karşı cinsle arzuladığı bir ilişki biçimi yaratmakta zorlanıyor. Nicol ile bu denli ızdırap çekeceğini bile bile ilişkiye devam etmesini, Nicol’un “sen uyurken ben hiç tanımadığım biriyle sevişiyordum” üzerinden kendisine yapılan zalimliğe ve dengesizliğe nasıl ve neden bu denli katlanabildiği hususu Rollo May’in terapide merkez sorgusu haline gelir.

Terapi ilerledikçe Phil’in annesinin ve ablasının şizofren sınırında iki kadın olduğu ortaya çıkar. Phil çocukluk yıllarını annesiyle geçirmiş. Babası başka bir şehirde çalışıyormuş. May’e göre Phil’in o zor koşullarda hayata tutunabilmesi ve annesinin dengesiz şekilde ona bağırıp çağırmasının üstesinden gelebilmesi için hissettiklerini söylememe ve iyi çocuk görünme özelliklerini geliştirmiş. Phil’in o ev koşullarında tek yapabileceği şey odasına kapanıp kendi kendisiyle oynamak ve kendi dünyasında yaratıcılığını geliştirmek olmuş. Hayata tutunmayı bu yolla geliştirmesi onun güçlü yanlarını oluşturup başarılı bir mimar olmasını sağlamış.

Gel gelelim, reşit olalı beri hep kaçtığı anne evini 50 yaşının ortalarında Nicol ile olan ilişki biçiminde yeniden karşısında bulmuş. “Geçmişle tamamlanmadığımızda” geçmiş karşımıza farklı şekillerde çıkıp kendi kendisini hatırlatmaya devam eder. Phil annesinden bir ömür boyu kaçsa da, karşı cinsle olan ilişkilerinde ona zalimlik yapabilen ve dengesiz davranışlarda bulunan Nicol’dan kaçamaz. Nicol ile olan ilişkisi Phil’i dehşet verici bir ızdırap girdabına soksa da Nicol’dan vazgeçemeyişi Phil’in yüzleşmesi gereken bir “kaderi” olduğunu ve bununla da yüzleşmediği sürece karşı cinsle yeni bir ilişki biçimi kurma “olasılığını” yaratamayacağı anlamına gelmektedir. Evet, Phil her orta sınıf insan gibi birçok imtiyazlara ve Amerikan anayasasına göre elinden alınamayacak haklara sahip. Ancak Phil, büyük çoğunluğumuz gibi, “özgür” bir insan değil.

Her psikanalistin yapmaya çalıştığı gibi Rollo May de, Phil’i yıllarca temasta olmaktan kaçındığı çocukluk dönemiyle yeniden bağlantı kurması için “sorumlu” olmaya ve annesiyle (dolayısıyla kendi geçmişiyle) tamamlanma sürecine sokar. Çünkü Phil sorumluluk almadan ve geçmişiyle tamamlanmadan kendi hayatı için özgür olma olasılığı yaratması, hayatı boyunca tekrarladığı ilişkiler kalıbı zincirini esnetmesi veya aşması mümkün değildir.

Elbette kaleme aldıklarım özetin de özeti. “Özgürlük”, “sorumluluk”, “kader”, “olasılık” ve “geçmişle tamamlanma” gibi kavramların genişliği ne bir kitaba ne de bir disipline sığacak türdendir. Ancak Phil’in durumsallığı bu kavramların içini somut bir biçimde doldurmaya yardımcı olan bir örnek. Varoluşçu psikanalizin en belirgin özelliklerinden biri bireyin hayatı bu kavramlar aracılığıyla değerlendirmesinin ötesinde bu kavramları gündelik hayatta yaşayarak bir yaşam felsefesi biçimine dönüştürmeye çalışmasıdır. Phil’in psikanliz sürecinde farkındalık ve gelişim göstermesi terapisti Rollo May’in başarısının ötesinde Phil’in kendi kendini dönüştürme gayreti ve iradesinin de ürünüdür.

Bir taraftan bunları okurken diğer taraftan da sonuçsuz kalan Mont Pelerin süreci konusunda birtakım değerlendirmelerde (yine özetin özeti) bulunmamak elde değil. Öncelikle iki toplum lideri, Akıncı ve Anastasiadis, iki toplumun kendi geçmişleriyle “yüzleşip” “tamamlanmadan” gelecekte Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümü gerçekleştirme gibi hemen hemen imkansız bir şeyi başarmak için yola koyulmuşlar. Kıbrıslı Türkler’in çoğunluğu 1963-1974 arası yaşadığı şeyler noktasında geçmişle tamamlanmazken, Kıbrıslı Rumlar da 1974’te yaşadıklarıyla tamamlanmamış.

Kıbrıs’taki kuzeyin çözümcüleri Türkiye’nin askeri veya güvencesi olmadan yeni bir gelecek yaratmak istemezken, güneyin çözümcüleri de Türkiye’nin askeri varlığına ve güvencesine herhangi bir olanak sağlaycak bir gelecek yaratmak istemiyorlar. Kıbrıslı Rumlar’ın çoğunluğu Kıbrıslı Türkler’in 1963-1974 arasında düştüğü durum için herhangi bir sorumluluk almazken, Kıbrıslı Türkler’in çoğunluğu da Kıbrıslı Rumlar’ın 1974’te düştüğü durum için herhangi bir sorumluluk almamış. En azından iki siyasi yapının kurguladığı devlet ideolojisi bu tür şeylere açık değil.

Kıbrıslı Türkler’in adadaki toprağın yüzde 18’lerin altından Türkiye müdahlesinden sonra yüzde 37’lerin üzerine çıkması ve bu toprağı da düşünmeden sahiplenmeleri özgürleşmeleri yönünde çok büyük bir engel. 1974 sonrası dönemde Kıbrıslı Türkler’in sol partileri sağ partilerin ganimet dağıtımına karşı çıkmamış; “ganimeti sadece eşinize dostunuza değil herkese adaletli dağıtın” diye karşı çıkmış (Mete Hatay ile Rebecca Bryant’ın bu konudaki çalışmalarına bakınız). Şu anda çözüm isteyenlerin çözüm istemeyenlere “ganimetci” diye lâf attığına bakmayın. Kuzeyin ana akım sol partileri İTEM yasası gibi yasalarla “Rum ganimetlerinin” elden ele geçmesinde zamanında ya rol oynamış, ya da buna karşı net tavır koymamış. Sanırım kuzeyde yaşayan hemen hemen hiç kimse bu sorumluluktan kaçmak istese de kaçamaz.

Böyle bir anlayışın üzerine kurulu siyasi yapıda, toprak ayarlamasında yüzde 29’ların altına düşülmesi talebi “Rum’un maksimaliziminden” başka nasıl açıklanabilir ki? Adanın yüzde 29 altı toprak parçasına sahip olmak ile Kıbrıslı Türkler’in adanın genel nüfusuna oranı göre “minimalist” bir orantıda olduğu aşikâr. Geriye dönecek Rum göçmenlerin sayısının ne kadar olacağı anlaşmazlığı da Güzelyurt ‘verilecek’ mi ‘verilmeyecek’ mi ile ilintili bir durum. Özellikle toprak ayarlaması noktasında “bu Rum da amma çok mal ister” diye sitem edenler epeyice fazla… Kimin malını kime veriyorsun sorusunu sormamak elde değil. “Toprağı alırken dünyayı kaybetmenin” de ötesinde kendi haysiteyini ve özgürlüğün de kaybetmek gibi bir şey aslında.

Kuzey tarafı toprak ve geriye dönecek Rum göçmenler konusunda esnese dahi, Güney’in hala daha etkin katılım ve dönüşümlü başkanlık noktasında “bekleylim görelim” tavrı ile karşı karşıya kalıyor. Çünkü aynı şekilde Kıbrıslı Rumlar’ın 1963’te Kıbrıslı Türkler’in gasp ettiği anayasal hakları, zorla etnik efendilik kurdukları Kıbrıs Cumhuriyeti kendi özgürleşmeleri yönünde büyük büyük bir engel. Baf havalimanında Türkçe, Yunanca ve İngilizce yazılı Kıbrıs Cumhuriyeti Pasportum’daki Türkçe ismimi görüp bana “Yunanca konuşmayı biliyor musun?” diye her defasında somurtkan şekilde aynı soruları soran erkek ve kadın devlet memurlarının yüzlerindeki esaretten bahsediyorum… “Ne fark eder? Öldüğümüzde ne Yunanca ne Türkçe ne de Kıbrıs Cumhuriyeti kalacak” cevabını verdiğimde donup kalan, nasıl tepki vereceğini kestiremeyen bir esaret. Her efendilik kurma çabası, aslında efendi olmaya çalışanın kendi kendisini esarete mahkum etmesinden başka bir şey değil çünkü. Başka türlü köle olan Stoacı filozof Epictetus kendi sahibi ve efendisinden daha özgür bir insan nasıl olabilirdi?

1974’te Enosis darbesini yapan ve Türkiye’nin adaya çıkmasını sağlayan bir ülke olan Yunanistan’ın “Beşli konferansa garantiler kaldırılır ve Türk askeri adadan çekilirse giderim” noktasından, “giderim ama garantileri gene de kabul etmem” noktasına gelme durumu da gayet paradoksal. Sıfır Türk askeri ve sıfır garantörlük noktasında ısrar etmeninin şu anki durumun devamı olacağını bile bile, bu hususta diretmekten vazgeçememek Phil’in yaşadığı paradoksal durumdan pek de farklı değil. Bu tutumunun kendi geçmiyle ve özellikle 1974 hadiseleriyle tamamlanamamasından kaynaklandığını iddia etmek yanlış olmaz. Güney’in 1974 ile tamamlanabilmesi için 63-74 yılları arasında olan hadiselerle yüzleşmesi ve ordan da Enosis’i ve kendi etnik efendi olma istencini sorgulaması da gerekmektedir. Bunu yapabilmesi demek, Kıbrıslı Türkler’in önemli bir çoğunluğunun Türkiye’nin garantörlüğüne muhtaç olmama olasılığını yaratması demektir. Kıbrıslı Rumlar’ın adanın etnik efendisi olma haklılığından vazgeçmesi hiç kolay olmasa da, hem kendi toplumunu hem de diğer toplumu başka türlü özgürleştiremez.

Phil’in örneğinde olduğu gibi yüzeye çıkan paradokslar aslında daha derinde olan sorunsallardan kaynaklanır. Phil kendi geçmişinden ve annesinden bir ömür boyu kaçmaya çalıştığını sansa da, aslında hep o geçmişi farklı şekillerde yaşayıp durdu. Daha önemlisi, kendisine yeni bir gelecek yaratma olasalığını da ortadan kaldırmış oldu. Aynı şey insanların yarattığı toplumlar, siyasi yapılar ve kollektif hafızalar için de geçerlidir. Toplumlar da kendi kurguladıkları hafızalarla yüzleşip tamamlanmadan kendilerine yeni bir gelecek olasılığını yaratamazlar. Barış kültürü veya dönüşüm denilen şey insanların hem kendi hayatları, hem de içinde yaşadıkları kollektifler adına geçmişin kalıplarını aşabilen yeni olasılıkları yaratabilmesine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, Mont Pelerin görüşmeleri çözüm süreci çabası olarak değerlendirilebir ancak dönüşüm süreci olarak değerlendirilmesi çok zor. Siyasiler bugüne kadar çözüm ile barışın farklı şeyler olduklarını vurgulayıp durdular. Onlara göre ilk önce çözüm olacak, sonra da şartlar içselleştirilmeye devam edildikçe barış gelecek. Ancak tecrübeyle sabittir ki, dönüşüm olmadan herhangi bir kalıcı çözüm veya barış yaratma olasılığı yoktur.